23 Kasım 2016

Kökler ve Okyanus 4) Selurt Başlar


Neden sonra bir gün konuşmak geldi Selurtun aklına. Aklından hiç çıkmamıştı ama konuşmak için güzel zamanlar geçirmedi. Çevresinde dönen hayattan münezzeh, o daha uygun zamanlar bekledi. Daha iyi arkadaşlar, daha güzel bisikletler...

Dedi ki; mükemmel yaşamak için beklemek, en kötü yaşantıdan kötüdür. Su akar yatağını bulur, ar edip suya okyanusa kadar eşlik etmek güzel de, ya bitiremezsen yolu hiç bir zaman.

Bir karınca; mutlu olmak eylemlerden bağımsızdır dedi. Dışarda mutsuz olmanın, hayal dünyanda mutlu olmandan daha iyi olduğunu kim söyledi.

Olmayacak hayaller kurdun hem, dedi diğer karınca. Sen bir ağaçsın. Daha önce bisiklet süren bir ağaç gördün mü? Kötü olan hayaller kurmak değil, gerçekleşmeyeceğini bildiğin hayaller kurmak.

Selurt kızdı. Görmedim ama bu bir ağacın bisiklet süremeyeceği anlamına gelmez.

Akıllanmanı beklemiyorum dedi ikinci karınca. Sadece kendine gel. Yağan yağmuru doldur yapraklarına. Lodosu içine çek. Bu güzel esintinin adının da bu kadar güzel olması, bir tesadüf olamaz dedi, tesadüflere inanma. Bir rüzgarın adı lodossa, bu başka bir şey olamayacağı içindir.

Gerçekleşmeyeceğini bildiğin hayaller kurmak diye fısıldadı Selurt, bence bir zihnin en büyük numarası. Bizi biz yapan ilahi oyun. Tanrı gerçekten bize kendinden bir ruh üflediyse, bunun yegane kanıtı hayal kurabilmek. Olabilecek şeyleri herkes düşünür. Kırmızı bir bisiklete binmeyi hayal etmek ancak Tanrı'nın işidir.

Siktir git dedi karınca. Gecelerdir uyuyamadığının şahidi benim. Sürekli kendi kendine söylendiğinin, Oxayla aylardır konuşmadığının... yıllarca kaydadeğer tek kelime etmeyişinin şahidi benim. Selurt, hiç bir zaman bisiklet süremeyeceksin, bir bisikletin gidonundan tutamayacaksın, bu manzaradan başka bir manzara göremeyeceksin. Kendine gel. Yağan yağmuru doldur yapraklarına. Lodosu içine çek. Bir rüzgarın adı lodossa...

Karıncalarda da alzheimer var mı lan dedi, Selurt birinci karıncaya. Az önce de aynı şeyleri söylememiş miydi bu lüzumsuz. Hadi. Sizi ciddiye alıp konuşmak bile hataydı, işinize bakın...

Kendine gel dedi birinci karınca. Ben de biliyorum yaşadıklarını. Sen okyanusa kadar da yol çizsen, su kendi yolunu bulur. Hüznün ilk sebebidir mutlu olmak için debelenmek. Unutma Selurt; kadir değilsin her şeye.

Tamam dedi Selurt. Beni yalnız bırakın.

3 Aralık 2013

Ben Küçükken Sarışındım

- keşke annemi dinleseydim.
- neden, ne diyodu ki?
- bilmem, hiç dinlemedim!

ne kadar film izlediğine bağlı olarak komik olabildiğin bi gece yarısı. rakıyı kaldıracak halimiz yok. ne rakı masasına yakışacak derdimiz var ne tavrımız. lan şu kıza da çakamadım amına koyim diye rakı mı içilir. ellerde biralar, kaçıncı bira olmuş bi tek adisyonu yazan garson biliyor ki, sanıyorum fazla fazla yazıyor yavşak. midem içimde diğer organlarımla sikişmekte.

burnumu siliyorum.

- nişanlanmış haa?
- nişanlanmış.

bu birayı kütük gibi bardakta veriyolar, beşinci biradan sonra elim kolum kalkmıyor arkadaş. koca müessesede balon bardak bulmak çok mu zor, kendi bardağımızı biz mi getirelim yani bunu mu istiyosunuz?

- aramadı mı hiç?
- aramadı.

- normal şeyler bunlar, eninde sonunda olacaktı.
- öyle.

gel bu şehirde beraber yaşayalım. gel beraber yaşlanalım umrumda değil ne kadar tutarsız olduğun. mutlu bile olmak istemiyorum, yalanlarla da yaşardım. aldatsan, bi daha aldatmayacağına söz ver, affedeyim derdim. daha başka ne yapsaydım bilmiyorum ki...

-üzülüyo musun lan?
-ya üzülmek değil de… tamam diyosun arkadaş, ben eminim olmayacak bu iş. biliyosun bi de köpekler gibi biliyosun, o eski tutku yok, o eski ilgiyi gösteresin gelmiyor, eskiyo işte, yıpranıyo. lan insan sevgilisi ya da karısıyla sevişirken başka kadınlar düşünmemeli hacı bu büyük bi trajedi. ama sonra yıllar geçiyo, bi düşünüyosun, diyosun lan ben mutsuz muydum ki hakkaten. hatırlayamıyosun… bakmıyo şerefsiz garson…

izmir barlarının bol alkollü gece yarısı sonraları. iki yıl önce miydi öyle bir şey. damarlarımızda alkol dolaşıyor, seyreldikçe seyrelmiş kan. o seyreldikçe biz çoğalmışız, çoğaltmışız içimizdeki umursamaz adamları. korunmak güzel ama hiçbir kayganlaştırıcının yerini tutamaz bol küfürlü yataklarda doğal vücut sıvıları.

(- seni seviyorum
- evet evet ben de çok içtim.
- hadi sana gidelim.
- nasıl olucak o?
- taksi filan tutsak.
- arabayı taa burdan alamam sabah
- gitmeyelim mi yani.
- neyse en azından hala gözlerim görüyor. ben direksiyona geçeyim, bir yere vurursak, hakkını helal et artık.
- seni çok seviyorum
- evet evet ben de bi an önce sevişmek istiyorum.)

- ...zaten buralarda biraya su katmasalar kar edemezler abi, e tekila diye koyduklarının da yarısından çoğu votka zaten. votka istedin mi de, dayıyolar cini azcık votka koyuyolar, koymuyolar bile bazen.
- hadi yaa. bira su, tekila votka, votka cin. e biz niye geliyoruz oğlum o zaman buraya, sikilmeyi mi seviyoruz nedir olay?
- her yer böyle abi...
- siktir et hadi hiçbişeye...
- hiçbişeye...

şimdi sen benim kocam olacaksın öyle mi? diye gülümseyen kadınlar var hala bazı erkeklerin hafızasında. biri şunlara söylesin oğlum, öyle boşboğaz konuşmasınlar, inanıyoruz sonra.

- i know you'll be a star in somebody else's sky! en azından gelecek zaman kipindeydi be birader.
- anlamadım tam abi ne diyo türkçe olarak?
- siktir et. demem o ki; en sonunda dönüp dolaşıp geleceğimiz yer burası. karanlık. istediğin şeylerle, elde etmek için çabaladığın şeyler aynı olmayınca, elinde bi kaç başarı diploması, gözlerin başka insanların mutlu masalarında... eskidik birader. hem eskiyip, hem de geç kaldık ki -bu, hayatın bize yaptığı- çok büyük bi orospu çocukluğu... biz bu kadar beceriksiz olmayı nasıl başardık?
- hadi sen kötü oldun kalkalım.
- kalkalım.
- midye atalım mı şu köşede üç beş tane?
- atalım.
- dur şunun dibinde kalmış biraz onu da içiyim kalkalım.
- sarışınmış biliyo musun küçükken...
- kim?

25 Mayıs 2013

KIR


                                                   
Kır saçlı hayalleri, yüzünün çizgisinde
Bitmemiş bir masalın son çanları çalıyor.
Ve zangoç hafif yorgun, gecenin ikisinde
Boşalmış şişeleri, içeriye alıyor.

Kırlar serin uzakta, yıldızlar ısıtmazken
Sertleşmiş dudakları, o tınıyla arkadaş.
"Neydi bu lanet şarkı, dilimin tam ucunda
Bin yıldır gıcık gibi, beynimde dolanıyor"

Kırlangıçlar farkında, balkonun demirleri
Bir ev olmaktan uzak, tüm ışıklar yanıyor.
Birazdan şaşıracak, bak yine sabah oldu
Kapatınca lambayı, yeniden uyanıyor.

"Kırk defa söyledim ben, konuşma o adamla
Hem aklında sen yoksun, kaldı ki ilk fırsatta
Ayrılmazsa aniden, hiç bir şey bilmiyorum!"
Diyen kadın gündüzleri orospuluk yapıyor.

Kırbaç misali duran, olgunluk baş ucunda
Sen neler neler gördün, bu da geçecek diyor.
Lakin ufunet basıp, aynaya baktığında
Ağlayan gözlerinde, aynı çocuk duruyor.

Kırışık nevresimin, burnunda hep o koku
Uçuşan perdelerin, gölgesi duvarlarda
Belki yataklar büyük, ama alışkanlıkla
Yine yalnız bedenin, kenara sıkışıyor.

Kırık sesiyle kirli, uyuyacak birazdan
Hıçkırıklar duruldu, yanakları kuruyor
"Bak doğru söyle, insan, ölür mü yalnızlıktan?"
 Kapatmış gözlerini, tanrısına soruyor...

Ekim 2012 - Erbaa







19 Nisan 2012

Küllüğü Ortaya Koysana

Şu müziğin sesini kısar mısın biraz
Düşünmeye çalışıyorum!
Tamam al havlumu, şurda ve yerleri ıslatma lütfen
Ben de bilmiyorum neden,
Saçma alışkanlıklar işte
Kalan, eski ilişkilerden.

“Sığ kuyularda boğulan, derin konuşkanlıklardık,
Dinlemezdik hiçbirimiz, diğerinin maviliğini
Hatırlamıyorum şimdi sanırım hatırlarız sandık
Gerçekte var olmayan”


Alt çekmecede.
Mümkünse banyoda kurut saçlarını
Evet, kurutma makinesı nefret edicisiyim
Galiba saçlarından da nefret etmemek için
Uğraş vermeliyim.

“Doğrulara inandık.

Duvarlardı sırtımızda, duvarlardı her zaman.
Işık geçirmeyen evren, aydınlanmayan mekan.
Ne pencerelerimizde yağmur damlaları var,
Ne de açık kapılardan”


Hayır ilgilenmiyorum doğudaki savaşla
Hayır onlar şehit değil anlamıyorsun
Dinle, ben çok mu mutluyum sanıyorsun
Sadece bazen mantıksız ölmek, yaşamak için

“Giren yeni bir bahar.

Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...
Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...”


Allah kahretsin
Kafamı karıştırıyorsun her defasında.

“Toprak için savaşıp sonra toprak oldular,
Sabah erken kalkıp çizgi film izleyen çocuklar.
Gözlerinde şaşkınlık, titrek avuçlarından,
Son dualar, son küfürler geçti silahlarından.

Yarın bir başka gündü, bezgin bekirler sağlam.
Bütün başlar sağoldu, ölü yakınlarından.
İlk öpücük, ilk bira, ilk ihanet, ilk zina
Artık bir mazi oldu, toprağa dolduğundan.”


Hayır.
Bilmiyorum adapte olamıyorum bir türlü.
Yani fikir güzel aslında ama
Bu konuda şiir yazmak değil
Küfür etmek istiyorum
Evet var biraz
Evet asabiyim
Ne zaman gideceksin?
Tamam çabuk çık
Nasıl istersem öyle konuşurum
Peki, siktir git.
Tamam gelme...

"En taze rayihanda, sır olacak son veda
O sevimsiz rüzgarlar, vadilerde kalacak
Hemen unutacaklar, ne bir ses, ne bir seda
Adın bazen sevgilinin gözlerine dolacak
Ve giden yalnız sensin, yanında değil hüda
İnancın da makberde, ufunetle solacak
Kendi canın değilse, tabii kolaydır feda
Vatan sağolsun derken, hep insanlar ölecek."

Lanet olsun bu da bi şeye benzemedi…


(2008)

28 Mart 2012

Cur etiam hic es?*


Serin kumların arasından akarken hatıralar, o seyahatin izlerini daha çok hatırlayacaksın. Ne olursa olsun güzel bir balayı idi değil mi? Hep öyle olur... Sonra aldatılmanın nasıl hissettirdiğini sana soramadıklarında, onlara nasıl hissettiğini söyleyemeyeceksin. Çünkü sen... öyle biri... değilsin. Hadi ama gül biraz, kim bilebilirdi, aslında başka dillerde konuştuğunuzu.

Parmağına taktığın her şeyi kafana takmamalısın çünkü, biz erkekler daha değişik izlerden hoşlanıyoruz. Mumları yakıp, gece karanlığında, o şarkıyı söylemeye başladığında en azından diğer kadını düşünmek için daha az fırsatımız olacak. Sonra titrek ışıkta, en güzel gülüşünü gösterdiğinde, tamamen unutacağız onu. Gözün aydın. Bu gece de seniniz. Bu gece de... sen bizim için çırpınmaktan sıkılana kadar.


*: Neden hala burdasın?

24 Mart 2012

İki

...

- Hadi bitir de, çay koyuyum
+...
- Çok mu demli oldu?
+ Yok iyi.
- Şeker?
+1 kaşık
- Şekerli içerdin eskiden?
+ Azalttım artık.

...
- Maviyi fazla mı kullanmışsın?
+ Ya, ışık arkadan gelirken, renkler patlamaz. Tuval üzerinde de maviyi az kullanınca, gölgelendirme eksik kalıyor. Işığın açısı karışır o zaman.
- Sen daha iyi bilirsin tabii. Adı ne olacak bu tablonun?
+ Sen koymak ister misin?
- Gerçekten mi?
+ Neden olmasın?
- Hmm... Huzur nasıl?
+ Güzel. Huzur olsun o zaman. Ama huzur olması için bir kaç ilişki çıkarmam gerekiyor geçmişten.
- Çıkarmadan olmaz mı?
+ Olur ama bozulur sonra. Sonra düzelir belki ama huzur bi kere bozuldu mu, yerine konan şeyde şüphe de olur.
- Huzurun içinde şüphe olmaz mı?
+ Olur. Hem birinden şüphe duyarken, hem yanında huzurlu olabilirsin. Ama aşık olman gerek bunun için.
- Aşık değil misin?
+ Şüpheyi kaldırabilecek kadar değil.
- Hiç şüpheyi kaldırabilecek kadar aşık oldun mu?
+ Oldum.
- Nasıl bir histi?
+ Güzel bir şey değil. O denli aşık hallerimi sevmem ben. Konuşamayan, gülemeyen, düşünemeyen bi salağa dönüşürüm. Bu mavi böyle iyi.
-...
+ O his de güzel aslında.
- Hangisi?
+ O ilk zamanlar hani. Elini nereye koyacağını, cümleyi nereye bağlayacağını bilemediğin ilk zamanlar.
- Yaşadın mı yakın zamanda.
+ Yaşadım tabii.
- Birine aşık oldun yani?
+ Oldum.
- Sonra ne oldu?
+ Sonra geçti.
- Bir hastalıkmış gibi konuşuyorsun.
+ Öyledir zaten.
-...

...

-Çayın soğuyacak.
+Soğusun. Sıcak içemiyorum zaten.
...

- Hep bu şarkıyı mı dinlersin, resim yaparken. Ne zaman yanına gelsem bu çalıyor.
+ Evet. Kafamı boşaltıyor bu.
- Adı ne demiştin?
+ Light's theme diye geçiyor. Bi animeden.
- Hiç izlemedim anime.
+ Ben de.
...

- Dolduruyorum.
+ Yok ben almıyım.
- Bitti zaten, sonu bu.
+ İyi bakalım.
- ...
+ Bir kaşık daha koysana.

...

19 Mart 2012

İyi Geceler

Ğ ile başlayan kelimeler istiyorum
Eminim, insanlığa ait onlar da.


Kir tutmaz ellerim semaya açıldığında
Tanrıyı görmeyi çok isterdim
Ama benim suçum değil, inançsızlığım
Görünmekte beceriksiz bir tanrınız var.

Sonra ölüm ve aşkın elele yürüdüğü
bir deniz kıyısında, kıymıklar batıyor elelelere
en son ne zaman aşık olduğun erkeğin elini tuttun?
hah, o yüzden mutsuzsun işte.

Kıvırcık saçlılığın esmerliğine düşerken
Gözlerinin küçük olması sadece kötü talih
Kaldı ki Light'ın karaladığı ölüm defterine
Adın yanlış harflerle yazılmış.

Farkındasın belki en yalnız anların bile
Bir başkasının hayallerinde uçuşmakla meşgul
O seni düşünerek dokunacak kendine
Sen onu düşünmeden uykuya dalacaksın

Sonra saçma sapan yataklarda uyanıp
Saçma sapan içkileri karıştırıp
Saçma sapan hikayelerde kalan
O gereksiz insan olacaksın

O gereksiz insan olmak bar taburelerinde
Her defasında daha yüksek volümlü
Ve daha malt kokulu hıçkırıkların
İtici olmaya başlıyor iyiden iyiye

Olmak istediğin insan olamayacaksın
Yanında huzur bulduğun insanın
Olmanı istediği insan olacaksın
Ve sonra tv'de yeni bir dizi başlayacak

Özledim demenin manası yok
Hele hele bunu kendine söylemenin hiç, hadi
Güzel bir rüyaya ulaşsın uykun
Güzel bir sabaha görünsün tanrın