30 Kasım 2009

Sadece Seyret

Sustum, mağlup olmuş bir dişiliğin etrafında
süregelen saçmalıkları
engelleme kaygısı
içinde
olmadan.

'sus' tum belki tüm konuşkanlıklar
arasında sükutun her zaman
gümüşten daha değerli
bir metal olacağını
umarak.

ben değildim, onlar arasında
ve onlar benimle değildi
hiçbirzaman.

her yanılsama kendi soğurganlıklarını doğurdu,
her kırık düş,
kendi iç dünyasını
yoğurdu, beceriksiz ellere güvenmediğinden
belki...

Ne rüzgarın ilham verdi bana ne sıcaklığın.
hani nerde beraber yatılan rüyalara methiyeler,
yok mu hatırda kalan
güzel günlerim?
Zeigarnik haklı mıydı yoksa
sevgilim?

Eskiz Defteri-1


odanın öbür köşesinde, ne güzel
saat tik-tak ı, müzik sesi
o gün gelmedi
gelecek ama
gelecek dedim
sus şimdi, öl şimdi.

gerçeklerin hayırsız, cennetlerin sahte. sevmedim o maviyi, nefret ederim ben de. hadi şimdi biraz daha şarap, hadi şimdi bi kaç tane kadın. hadi tatmin et beni, camları kıracağım daha. camları yapıştıracağım sonra. işim yok başka. ellerim... ellerim... bir garip görünüyor sanki?

çocuk mu olacaksın?
ilk küfrünü et şimdi.
biber sürsün annen diline
sonra ölsün annen
biber sürsün annen gözüne.

hiç görmediğim bir renk istiyorum artık. allahım fazla şey mi istiyorum? daha da önemlisi, allahım istek alıyor musun? böyle salak salak konuştuğuma bakma inanıyorum ben sana. valla bak. ama göstermeyi sevmiyorum ben pek. inanç beceriksiziyim.

seyrettim filmlerin en gerçekçisini
iyi adam öldü sonunda
kötü adam da öldü
barmen de
yeni iyi adamlar geldi
yeni kötü adamlar
öldü onlar da

bulutuna yağmur yükledim, sokaktaki köpeklere isim taktım, her biri ayrı şamata, içtim önüme gelen tüm biraları, işedim hepsini. girdim geçen alsancağın bi sokağına, denizi bulamadım yine sen yokken. tanımıyorum bu şehri hala. öğretip de gider insan.

28 Kasım 2009

Berbat Sanatlar


(Yalnızsam yalnızım işte, yok, bombalarım belime sardığım.
Yorgunsam yorgunum, bak, yola çıktığım yer, az önce
vardığım.)

Kafiye yerine, anasonlu nefeslerle fısıldanmış büyü cümleleri ve en az Abra-kadabra kadar da afili hani. Abra-kadavra, hiç olmazsa öldükten sonra işe yara.

Cenin gibi durma öyle yatağımda, hiç cenin görmedim ama bahse girerim daha fazla kıvrılamaz bir varlık, izlenmekten, utancıyla. Hem yanına da yatamıyorum böyle bak, bırak –kaşığı-, temas etsin vücudum yeter soğuk yatağıma. Kendi tarafını ısıtmışsın sadece. Haksızlık bu ama…

Her dem yeşil, her dem buğulu… Bir çiçeğin kartvizitinde ne güzel… Sokak köpekleri familya tanımıyor ama. En güzel –hoşt- kendine söylediğindir, kendini, olmayacak şeylere ısrar ederken yakaladığında.

Yok, bombalarım belime sardığım, sadece düşünceler şimdi parmaklarımın ucunda, yarın bacaklarımın arasında. Bak, yola çıktığım yer, az önce vardığım, işte duruyor orda belki komodinin üstünde, belki bir akşam yemeği sırasında.

Karıştırdım cümleleri, retoriğe bağlamak için bile geç artık, birbirlerine düşürdüm tüm orospu çocuklarını bak küfür de ediyorum artık ne yazık. Kaç şişe şarap sonra doğacak bu güneş? Kaç, karanlıkla kızılın kesiştiği yerden doğacak öldüklerin, -aşk-, her zaman mı sonunda benim kaybettiğim bir kazanım olacak? Sev, sevilerde her şey ve servilerde sevimsizliğin (ve) aliterasyon ne berbat bir sanattır kötü yapıldığında.

(Şimdi senden bahsetmezdim ama hangi kelimeyi bassam yarama, dudakların. Hangi harfle bitsem son harfi adının…
Şimdi senden bahsedemem "zira" başka hayalleri de vardır, son sözünü söyleyemeyen bir kadının.)

Sitem dolu cümlelerim, kayganlaşan ağzımda yapışkın, beynimde meyhane şarkıları. Elindeki sigarayı atmazsan bir an önce, ben de yakarım bir tane, -ki- çekemezsin beni alkolle yavşayan akşamlarımda sigara tütsüyle. En çok unuttuğun o kokular –ki- biraz daha keskinleşen her unutulduğunda.

Yok, bombalarım belime sardığım. Benden korkma...