20 Aralık 2009

Bir Eczacının En Büyük Sorunu


4 yıldır okuyorum, diğer sorulan soruların toplamından daha fazla soruldu bu soru. özellikle arayıp soranlar var.

-yaa ben alkol aldım da, bi ağrı kesici içersem bi şey olur mu??
-ben antibiyotik kullanıyorum da gece iki bira içsem bi şey olmaz di mi??
-hacı, efervesanı tekila yla içmeyi düşünüyom, ölmem di mi? (öl a... koyim, daha neler)

etkileşim yapar mı?? ne bileyim yapar mı, karaciğer enziminin bekçisi miyim lan senin. bazısında yapar, bazısında yapmaz. hayır ne çok içiyosun böyle arkadaşım, nasıl bi hayat düzenin var, ben içmiyorum lan o kadar. vücudunun direnci ebesininkini görmüş, günde 3 tane antibiyotikle ayakta duruyosun, bitiksin. hala votkanın, biranın derdindesin.

hayır, öyle bi ders olsa keşke "alkol-ilaç etkileşimi 101" misal. hoca gelse arkadaşlar şu ilaçlarla günde bi bira içiyoruz, yalnız 70lik değil, hayvanlık yapmayın, 50lik içiyoruz. şu ağrı kesiciyle ben denedim geçen gece 2 bira 1 de vişne-votka içtim hiç bişeycikler olmadı. gerçi kafa yaptı biraz ama çok sigara dumanı vardı hacı dese mesela. (evet evet hacı dese) lazım böyle bi ders çünkü.

daha 1 saat önce aldım bu konudaki en son soruyu. hiç çağıran da yok a.... koyim, millet işin sefasında biz vademecum muamelesi görüyoruz =)

Fahişe



..............
Ondan sonra başka bir adamın yanına gittim
Gözleri parlıyordu
Oturdum yanına
Bana bir bira söyledi
Ben bira içmem ki
Tadına baktım zaten sadece
İçki havamda değilim dedim
Nereli olduğumu sordu
Duymak istediği cevabı söyledim
Aksanımı fazla düzgün buldu
Ama inandı sonradan
Ne kolay mutlu etmek insanları
Onlara istedikleri yalanları söyle yeter
İki çocuğu varmış
Biri hastaymış
Evinin huzuru yokmuş
Bu adam da içermiş her gece
İlk defa gelmiş buraya
Beni görmüş
Öyle işte...
İlgileniyormuş gibi yaptım
İlgilendim de aslına bakarsan
Aile dramları hep hoşuma gitmiştir
Hiç ailem olmadı benim
Yanlış anlama konuyu değiştirmek için söylemiyorum
Ama
Bir baba kucağında yatmanın
Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum
Yaşamadım
Özlemedim
Neyi kaçırdığımı bilmiyorum.
Cehalet güzel şey
Hayatı yaşanılır kılıyor.
Yaklaşmakta zorlandı adam
Rahatsız tavırları vardı
Biraz kel
Çok değil ama
Bilirsin kel adamları sevmem
Gerçi belki ilk defa söylemişimdir

Çok ses var dedim
Başka bir yere gidelim mi diye sordu
Kafamın içinde çok ses var dedim
Başka bir kadın olmak ister misin diye sordu
Kafamın içinde çok ses var dayanamıyorum dedim
Sen iyi misin diye sordu
Kafamın içinde çok ses var dedim
Git masamdan dedi
Kafamın içinde çok ses...
Kalktı gitti kaçar gibi
Başka bir kadın olmak?
Gerek yok dedim
Alışacak kadar çok yaşadım
Yaşlanacak kadar çok
Ne garip, insan alışıyor ölüme bile
ayrılığa bile
Her türlüsünü yaşadım
Her türlüsünü
Her gelen gitti
Her gelen gitti
Gidenler gelip yeniden gittiler
Her hafta aynı saatte gelenler vardı
Her hafta aynı saatte gittiler
Annem gitti
Arkadaşlarım gitti
Her defasında ve daha çok gittiler
Alıştım
...

Şimdi dönsem buralara
Ne ben eski ben,
Ne sen hatırladığım sen

Şimdi dönsem buralara
Kimseye ihtiyacım olmadığını
Yeniden kanıtlama çabası.

Özledim seni
Özlüyorum seni
Ama şimdi dönsem buralara
ne senin yıkılan taşları yerine koyacak sabrın
ne benim savaşmak için nedenlerim
çok zor artık yanında nefes almak
bakarsın, kel adamlara bile alışabilirim.

Eğlencem Senin Parmaklarında


ellerini hangi piyanonun üstünde bıraktın Lara?
hangi notanın ucunda?
Oysa çok ihtiyacım vardı şefkatine parmaklarının...
Oysa tenimde daha çok, dokunulmadık yer...

ellerini hangi piyanonun üstünde bıraktın Lara?
aldatılışının intikamı bu mu olmalı?
hadi çal bir daha
hadi çal ne olur...
Ölmeden önce. bir kez daha...
başka bir şey istemeyeceğim...
Ne son bir sarılma,
ne son kez ıslak dudaklarını,
bir kez daha hissetme arzusu.
mekân, kayıp.
vakit, dar.
Sadece bıraktığın notadan başla
ve o güzel şarkıyı kaldığın yerden çal.

ben, sıkıldım aramaktan Lara.
bulmak umrumda değil artık.
ne bir başka rengi o anlamsız kelimenin
ne başka dostlar yanımda istediğim
ben sıkıldım aramaktan.
ben kaybettikçe dostlarım çoğaldı.
İhanete uğradıkça daha sıkı sarıldılar bana.
Ve sarılanlar ihanet ettikçe,
başkaları
ve daha sıkı
sarıldılar bana.

uğuldayan rüzgârla karışık o müzik sesi
ruhuma dolan.
Yalan değil, hatırlıyorum
Zihnimin dilinin ucunda.
Bir başlasan, Lara bir başlasan,
sonra ne son bir sarılma
ne son kez ıslak dudaklarını
bir kez daha hissetme arzusu,
ne bir elveda

ben değiştim Lara,
gülen gözlerle insanlara bakan
ve kaygısız zaman öldüren
sokaklarda
ve yağmur altında ıslanmaktan
korkmayan
ve peşinden giden bir sevgili için
hangi şehir olursa olsun
ve peşinden giden
ve her zaman
peşinden...

Ben.
Sıkıldım Lara.
Eğlencem senin parmaklarında...
Dilersen parmakların uzağımda kalsın
ve sen de onlar gibi uzağımda kal
dilersen oturuver taburene
ve o şarkıyı kaldığın yerden çal.

ekim '06

2 Aralık 2009

Bar Tuvaletleri


"sonra eşyalarını toplamaya başladı" dedi. ben, yanında oturduğum için duyuyordum ancak tam karşısında hafif geriye yaslanmış olan yüksel duymamıştı büyük ihtimalle. o gece barda çalan müziğin sesini desibelle ölçmemiz imkansızdı.

gerçi yüksel in o sonsuz anlayışlı, malt sulu bakışlarına bakılırsa, onun bir şeyi anlaması için duymasına gerek kalmamıştı. 3 bira sonra gayet anlayışlı bi insan olup çıkmıştı. ben sıkılmıştım hafiften ama şimdilik daha ilginç bişey yoktu. ha bi de arka masadan kalkıp tuvalete giden bi kız vardı, onu bekliyodum belki masasına geri dönerken bakışırız diye. alkol performansı düşürür ama, performansın da bundan libidoya bahsetmesi gerek böyle gecelerde.

"düşünebiliyo musun abi" dedi. "1 yıl geçti kolay değil. 1 yılın sonunda, zamana ihtiyacı olduğunu söylüyo."
"kızlar böyle abi ya" diye bişeyler geveledim. ama altan pek umursamadı beni. masanın etkisiz elemanıydım. bi şey anlatılırken gözlerine bakılmayanıydım. anlatan altan, anlayan ise 3 bira sonrası anlayışıyla yüksel'di.

içmeyi beceremememin cezasını çok çektiğim olmuştu ama bu gece bunu çok da problem etmiyordum. tam şarkı değişirken 2 sn. süren bi sessizlik oldu. düşüncelerimi duyabilecek aşamaya geçerken losing my religion tüm şatafatıyla ve az öncekinden daha yüksek bi sesle çalmaya başladı. az önce kimsenin bilmediği o şarkıdan sonra bu şarkı ilaç gibi gelmişti. tüm masalarda bi kıpırdanma, diyaframı rahatlatma amacıyla doğrulmalar çarptı gözüme. evet herkes bu şarkının sözlerini biliyordu. evet herkes bu şarkıya eşlik edecekti, eşlik edemeyenler bile en azından nakaratı tekrar edicek yanındaki arkadaşına (bi karşı cins varsa tercih sebebidir) "ya inancımı kaybediyorum diyo çok severim bu şarkıyı" diyecekti. evet inancımızı kaybediyo olmak ilginç geliyodu ama kimse "lan oğlum yıllar geçti nasıl bi inanç varmış sende ki hala bitiremedin" demiyordu. (ne hatun kaldırılmıştır şu şarkı sayesinde, türbesini yapmak lazım michael abimizin)

altan ın omzuna dokundum. günlük hayatta pek çok anlama gelen bu hareketin bar ortamında tek bir anlamı vardır. -birader müsade et, bi çişe gidiyim- altan hafif öne çekti sandalyesini, ben geçerken hala bol hayal kırıklı kelimeleriyle yüksel'in anlayışını test ediyordu. yüksel testi çoktan geçmişti. sadece altan henüz bunun farkında değildi.

tuvalete giderken aklımda arka masadan tuvalete giden kız vardı hala. işimi çabuk bitirip eski pozisyonumu almalıydım. mümkün olabilecek en az temasla işimi halledip, aynada kendime baktım. her zamanki gibi görünüyodum. şaşırmadım.

kız ben içerdeyken tuvaletten çıkmış masasına oturmuştu bile. masama yürürken kesmeye çalıştım ama o sıra mesaj yazmakla meşguldü. alkol testi yapıp belli bi promilin üstünde çalışmayan telefonlar icat olana kadar bu böyle devam edecek gibi görünüyodu.

bara doğru "bi 50'lik daha" işareti yaptım. masama geçtim. yüksel altan'a "..zla zorlamamak lazım, olmuyosa olmaz, arama bari bi kaç gün, o da ne istediğini anlasın" dedi. "valla yüksel haklı abi, tüm kızlar böyle" dedim.

30 Kasım 2009

Sadece Seyret

Sustum, mağlup olmuş bir dişiliğin etrafında
süregelen saçmalıkları
engelleme kaygısı
içinde
olmadan.

'sus' tum belki tüm konuşkanlıklar
arasında sükutun her zaman
gümüşten daha değerli
bir metal olacağını
umarak.

ben değildim, onlar arasında
ve onlar benimle değildi
hiçbirzaman.

her yanılsama kendi soğurganlıklarını doğurdu,
her kırık düş,
kendi iç dünyasını
yoğurdu, beceriksiz ellere güvenmediğinden
belki...

Ne rüzgarın ilham verdi bana ne sıcaklığın.
hani nerde beraber yatılan rüyalara methiyeler,
yok mu hatırda kalan
güzel günlerim?
Zeigarnik haklı mıydı yoksa
sevgilim?

Eskiz Defteri-1


odanın öbür köşesinde, ne güzel
saat tik-tak ı, müzik sesi
o gün gelmedi
gelecek ama
gelecek dedim
sus şimdi, öl şimdi.

gerçeklerin hayırsız, cennetlerin sahte. sevmedim o maviyi, nefret ederim ben de. hadi şimdi biraz daha şarap, hadi şimdi bi kaç tane kadın. hadi tatmin et beni, camları kıracağım daha. camları yapıştıracağım sonra. işim yok başka. ellerim... ellerim... bir garip görünüyor sanki?

çocuk mu olacaksın?
ilk küfrünü et şimdi.
biber sürsün annen diline
sonra ölsün annen
biber sürsün annen gözüne.

hiç görmediğim bir renk istiyorum artık. allahım fazla şey mi istiyorum? daha da önemlisi, allahım istek alıyor musun? böyle salak salak konuştuğuma bakma inanıyorum ben sana. valla bak. ama göstermeyi sevmiyorum ben pek. inanç beceriksiziyim.

seyrettim filmlerin en gerçekçisini
iyi adam öldü sonunda
kötü adam da öldü
barmen de
yeni iyi adamlar geldi
yeni kötü adamlar
öldü onlar da

bulutuna yağmur yükledim, sokaktaki köpeklere isim taktım, her biri ayrı şamata, içtim önüme gelen tüm biraları, işedim hepsini. girdim geçen alsancağın bi sokağına, denizi bulamadım yine sen yokken. tanımıyorum bu şehri hala. öğretip de gider insan.

28 Kasım 2009

Berbat Sanatlar


(Yalnızsam yalnızım işte, yok, bombalarım belime sardığım.
Yorgunsam yorgunum, bak, yola çıktığım yer, az önce
vardığım.)

Kafiye yerine, anasonlu nefeslerle fısıldanmış büyü cümleleri ve en az Abra-kadabra kadar da afili hani. Abra-kadavra, hiç olmazsa öldükten sonra işe yara.

Cenin gibi durma öyle yatağımda, hiç cenin görmedim ama bahse girerim daha fazla kıvrılamaz bir varlık, izlenmekten, utancıyla. Hem yanına da yatamıyorum böyle bak, bırak –kaşığı-, temas etsin vücudum yeter soğuk yatağıma. Kendi tarafını ısıtmışsın sadece. Haksızlık bu ama…

Her dem yeşil, her dem buğulu… Bir çiçeğin kartvizitinde ne güzel… Sokak köpekleri familya tanımıyor ama. En güzel –hoşt- kendine söylediğindir, kendini, olmayacak şeylere ısrar ederken yakaladığında.

Yok, bombalarım belime sardığım, sadece düşünceler şimdi parmaklarımın ucunda, yarın bacaklarımın arasında. Bak, yola çıktığım yer, az önce vardığım, işte duruyor orda belki komodinin üstünde, belki bir akşam yemeği sırasında.

Karıştırdım cümleleri, retoriğe bağlamak için bile geç artık, birbirlerine düşürdüm tüm orospu çocuklarını bak küfür de ediyorum artık ne yazık. Kaç şişe şarap sonra doğacak bu güneş? Kaç, karanlıkla kızılın kesiştiği yerden doğacak öldüklerin, -aşk-, her zaman mı sonunda benim kaybettiğim bir kazanım olacak? Sev, sevilerde her şey ve servilerde sevimsizliğin (ve) aliterasyon ne berbat bir sanattır kötü yapıldığında.

(Şimdi senden bahsetmezdim ama hangi kelimeyi bassam yarama, dudakların. Hangi harfle bitsem son harfi adının…
Şimdi senden bahsedemem "zira" başka hayalleri de vardır, son sözünü söyleyemeyen bir kadının.)

Sitem dolu cümlelerim, kayganlaşan ağzımda yapışkın, beynimde meyhane şarkıları. Elindeki sigarayı atmazsan bir an önce, ben de yakarım bir tane, -ki- çekemezsin beni alkolle yavşayan akşamlarımda sigara tütsüyle. En çok unuttuğun o kokular –ki- biraz daha keskinleşen her unutulduğunda.

Yok, bombalarım belime sardığım. Benden korkma...