6 Aralık 2017
01:09
kalk bak hangi tarlada büyütmüşsün bu yılgınlığını yine. yapılacaklar öyle çok yetişemiyorum, okunacak kitaplar öyle birikti başlayamıyorum hiçbirine. sen şimdi görüyorsun pencerenden güzel hayatlar benim mi olmuş? Adım başı yanlış döşenmiş kaldırım taşları, yürünmüyor merak etme.
24 Kasım 2017
23/12/15
- antidepresanla uyuşturuyor insanlar kendini. ve dinle uyuşturuyor insanlar. ve bu ikisiyle uyuşturamayanlar alkolle uyuşturuyor kendini. ve noktadan sonra cümleye ve ile başlamanın dil bilgisi kurallarına aykırı olduğunu bilenler uyuşturamıyorlar kendilerini. antidepresan kullanmaktan hicap duyup, dine inanmayı komik bulup, karaciğeri alkole doyup hala kendini uyuşturamayan insanlar mutsuzlar. ayık olmak en büyük lanet. hüznünüzü bir şeyin içinde boğmak istiyorsunuz biliyorum. hüzünler iyi nefes tutarlar ama. o yüzden; tüm insanların içinde kaybolacak dehlizler araması. o yüzden aklını kaybetmenin verdiği o mide bulantısına sarılıp yatmak. iyi geceler hiç olmayacak, allah rahatlık verecekse de kim uğraşıp alacak.
23 Kasım 2016
Kökler ve Okyanus 4) Selurt Başlar
Neden sonra bir gün konuşmak geldi Selurtun aklına. Aklından hiç çıkmamıştı ama konuşmak için güzel zamanlar geçirmedi. Çevresinde dönen hayattan münezzeh, o daha uygun zamanlar bekledi. Daha iyi arkadaşlar, daha güzel bisikletler...
Dedi ki; mükemmel yaşamak için beklemek, en kötü yaşantıdan kötüdür. Su akar yatağını bulur, ar edip suya okyanusa kadar eşlik etmek güzel de, ya bitiremezsen yolu hiç bir zaman.
Bir karınca; mutlu olmak eylemlerden bağımsızdır dedi. Dışarda mutsuz olmanın, hayal dünyanda mutlu olmandan daha iyi olduğunu kim söyledi.
Olmayacak hayaller kurdun hem, dedi diğer karınca. Sen bir ağaçsın. Daha önce bisiklet süren bir ağaç gördün mü? Kötü olan hayaller kurmak değil, gerçekleşmeyeceğini bildiğin hayaller kurmak.
Selurt kızdı. Görmedim ama bu bir ağacın bisiklet süremeyeceği anlamına gelmez.
Akıllanmanı beklemiyorum dedi ikinci karınca. Sadece kendine gel. Yağan yağmuru doldur yapraklarına. Lodosu içine çek. Bu güzel esintinin adının da bu kadar güzel olması, bir tesadüf olamaz dedi, tesadüflere inanma. Bir rüzgarın adı lodossa, bu başka bir şey olamayacağı içindir.
Gerçekleşmeyeceğini bildiğin hayaller kurmak diye fısıldadı Selurt, bence bir zihnin en büyük numarası. Bizi biz yapan ilahi oyun. Tanrı gerçekten bize kendinden bir ruh üflediyse, bunun yegane kanıtı hayal kurabilmek. Olabilecek şeyleri herkes düşünür. Kırmızı bir bisiklete binmeyi hayal etmek ancak Tanrı'nın işidir.
Siktir git dedi karınca. Gecelerdir uyuyamadığının şahidi benim. Sürekli kendi kendine söylendiğinin, Oxayla aylardır konuşmadığının... yıllarca kaydadeğer tek kelime etmeyişinin şahidi benim. Selurt, hiç bir zaman bisiklet süremeyeceksin, bir bisikletin gidonundan tutamayacaksın, bu manzaradan başka bir manzara göremeyeceksin. Kendine gel. Yağan yağmuru doldur yapraklarına. Lodosu içine çek. Bir rüzgarın adı lodossa...
Karıncalarda da alzheimer var mı lan dedi, Selurt birinci karıncaya. Az önce de aynı şeyleri söylememiş miydi bu lüzumsuz. Hadi. Sizi ciddiye alıp konuşmak bile hataydı, işinize bakın...
Kendine gel dedi birinci karınca. Ben de biliyorum yaşadıklarını. Sen okyanusa kadar da yol çizsen, su kendi yolunu bulur. Hüznün ilk sebebidir mutlu olmak için debelenmek. Unutma Selurt; kadir değilsin her şeye.
Tamam dedi Selurt. Beni yalnız bırakın.
3 Aralık 2013
Ben Küçükken Sarışındım
- keşke annemi dinleseydim.
- neden, ne diyodu ki?
- bilmem, hiç dinlemedim!
ne kadar film izlediğine bağlı olarak komik olabildiğin bi
gece yarısı. rakıyı kaldıracak halimiz yok. ne rakı masasına yakışacak derdimiz
var ne tavrımız. lan şu kıza da çakamadım amına koyim diye rakı mı içilir.
ellerde biralar, kaçıncı bira olmuş bi tek adisyonu yazan garson biliyor ki,
sanıyorum fazla fazla yazıyor yavşak. midem içimde diğer organlarımla
sikişmekte.
burnumu siliyorum.
- nişanlanmış haa?
- nişanlanmış.
bu birayı kütük gibi bardakta veriyolar, beşinci biradan
sonra elim kolum kalkmıyor arkadaş. koca müessesede balon bardak bulmak çok mu
zor, kendi bardağımızı biz mi getirelim yani bunu mu istiyosunuz?
- aramadı mı hiç?
- aramadı.
- normal şeyler bunlar, eninde sonunda olacaktı.
- öyle.
gel bu şehirde beraber yaşayalım. gel beraber yaşlanalım
umrumda değil ne kadar tutarsız olduğun. mutlu bile olmak istemiyorum,
yalanlarla da yaşardım. aldatsan, bi daha aldatmayacağına söz ver, affedeyim
derdim. daha başka ne yapsaydım bilmiyorum ki...
-üzülüyo musun lan?
-ya üzülmek değil de… tamam diyosun arkadaş, ben eminim
olmayacak bu iş. biliyosun bi de köpekler gibi biliyosun, o eski tutku yok, o
eski ilgiyi gösteresin gelmiyor, eskiyo işte, yıpranıyo. lan insan sevgilisi ya
da karısıyla sevişirken başka kadınlar düşünmemeli hacı bu büyük bi trajedi.
ama sonra yıllar geçiyo, bi düşünüyosun, diyosun lan ben mutsuz muydum ki
hakkaten. hatırlayamıyosun… bakmıyo şerefsiz garson…
izmir barlarının bol alkollü gece yarısı sonraları. iki yıl
önce miydi öyle bir şey. damarlarımızda alkol dolaşıyor, seyreldikçe seyrelmiş
kan. o seyreldikçe biz çoğalmışız, çoğaltmışız içimizdeki umursamaz adamları.
korunmak güzel ama hiçbir kayganlaştırıcının yerini tutamaz bol küfürlü
yataklarda doğal vücut sıvıları.
(- seni seviyorum
- evet evet ben de çok içtim.
- hadi sana gidelim.
- nasıl olucak o?
- taksi filan tutsak.
- arabayı taa burdan alamam sabah
- gitmeyelim mi yani.
- neyse en azından hala gözlerim görüyor. ben direksiyona
geçeyim, bir yere vurursak, hakkını helal et artık.
- seni çok seviyorum
- evet evet ben de bi an önce sevişmek istiyorum.)
- ...zaten buralarda biraya su katmasalar kar edemezler abi,
e tekila diye koyduklarının da yarısından çoğu votka zaten. votka istedin mi
de, dayıyolar cini azcık votka koyuyolar, koymuyolar bile bazen.
- hadi yaa. bira su, tekila votka, votka cin. e biz niye
geliyoruz oğlum o zaman buraya, sikilmeyi mi seviyoruz nedir olay?
- her yer böyle abi...
- siktir et hadi hiçbişeye...
- hiçbişeye...
şimdi sen benim kocam olacaksın öyle mi? diye gülümseyen
kadınlar var hala bazı erkeklerin hafızasında. biri şunlara söylesin oğlum,
öyle boşboğaz konuşmasınlar, inanıyoruz sonra.
- i know you'll be a star in somebody else's sky! en azından
gelecek zaman kipindeydi be birader.
- anlamadım tam abi ne diyo türkçe olarak?
- siktir et. demem o ki; en sonunda dönüp dolaşıp
geleceğimiz yer burası. karanlık. istediğin şeylerle, elde etmek için
çabaladığın şeyler aynı olmayınca, elinde bi kaç başarı diploması, gözlerin
başka insanların mutlu masalarında... eskidik birader. hem eskiyip, hem de geç
kaldık ki -bu, hayatın bize yaptığı- çok büyük bi orospu çocukluğu... biz bu
kadar beceriksiz olmayı nasıl başardık?
- hadi sen kötü oldun kalkalım.
- kalkalım.
- midye atalım mı şu köşede üç beş tane?
- atalım.
- dur şunun dibinde kalmış biraz onu da içiyim kalkalım.
- sarışınmış biliyo musun küçükken...
- kim?25 Mayıs 2013
KIR
Kır saçlı hayalleri, yüzünün çizgisinde
Bitmemiş bir masalın son çanları çalıyor.
Ve zangoç hafif yorgun, gecenin ikisinde
Boşalmış şişeleri, içeriye alıyor.
Kırlar serin uzakta, yıldızlar ısıtmazken
Sertleşmiş dudakları, o tınıyla arkadaş.
"Neydi bu lanet şarkı, dilimin tam ucunda
Bin yıldır gıcık gibi, beynimde dolanıyor"
Kırlangıçlar farkında, balkonun demirleri
Bir ev olmaktan uzak, tüm ışıklar yanıyor.
Birazdan şaşıracak, bak yine sabah oldu
Kapatınca lambayı, yeniden uyanıyor.
"Kırk defa söyledim ben, konuşma o adamla
Hem aklında sen yoksun, kaldı ki ilk fırsatta
Ayrılmazsa aniden, hiç bir şey bilmiyorum!"
Diyen kadın gündüzleri orospuluk yapıyor.
Kırbaç misali duran, olgunluk baş ucunda
Sen neler neler gördün, bu da geçecek diyor.
Lakin ufunet basıp, aynaya baktığında
Ağlayan gözlerinde, aynı çocuk duruyor.
Kırışık nevresimin, burnunda hep o koku
Uçuşan perdelerin, gölgesi duvarlarda
Belki yataklar büyük, ama alışkanlıkla
Yine yalnız bedenin, kenara sıkışıyor.
Kırık sesiyle kirli, uyuyacak birazdan
Hıçkırıklar duruldu, yanakları kuruyor
"Bak doğru söyle, insan, ölür mü yalnızlıktan?"
Kapatmış gözlerini, tanrısına soruyor...
Ekim 2012 - Erbaa
19 Nisan 2012
Küllüğü Ortaya Koysana
Şu müziğin sesini kısar mısın biraz
Düşünmeye çalışıyorum!
Tamam al havlumu, şurda ve yerleri ıslatma lütfen
Ben de bilmiyorum neden,
Saçma alışkanlıklar işte
Kalan, eski ilişkilerden.
“Sığ kuyularda boğulan, derin konuşkanlıklardık,
Dinlemezdik hiçbirimiz, diğerinin maviliğini
Hatırlamıyorum şimdi sanırım hatırlarız sandık
Gerçekte var olmayan”
Alt çekmecede.
Mümkünse banyoda kurut saçlarını
Evet, kurutma makinesı nefret edicisiyim
Galiba saçlarından da nefret etmemek için
Uğraş vermeliyim.
“Doğrulara inandık.
Duvarlardı sırtımızda, duvarlardı her zaman.
Işık geçirmeyen evren, aydınlanmayan mekan.
Ne pencerelerimizde yağmur damlaları var,
Ne de açık kapılardan”
Hayır ilgilenmiyorum doğudaki savaşla
Hayır onlar şehit değil anlamıyorsun
Dinle, ben çok mu mutluyum sanıyorsun
Sadece bazen mantıksız ölmek, yaşamak için
“Giren yeni bir bahar.
Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...
Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...”
Allah kahretsin
Kafamı karıştırıyorsun her defasında.
“Toprak için savaşıp sonra toprak oldular,
Sabah erken kalkıp çizgi film izleyen çocuklar.
Gözlerinde şaşkınlık, titrek avuçlarından,
Son dualar, son küfürler geçti silahlarından.
Yarın bir başka gündü, bezgin bekirler sağlam.
Bütün başlar sağoldu, ölü yakınlarından.
İlk öpücük, ilk bira, ilk ihanet, ilk yara
Artık bir mazi oldu, toprağa dolduğundan.”
Hayır.
Bilmiyorum adapte olamıyorum bir türlü.
Yani fikir güzel aslında ama
Bu konuda şiir yazmak değil
Küfür etmek istiyorum
Evet var biraz
Evet asabiyim
Ne zaman gideceksin?
Tamam çabuk çık
Nasıl istersem öyle konuşurum
Peki, siktir git.
Tamam gelme...
"En taze rayihanda, sır olacak son veda
O sevimsiz rüzgarlar, vadilerde kalacak
Hemen unutacaklar, ne bir ses, ne bir seda
Adın bazen sevgilinin gözlerine dolacak
Ve giden yalnız sensin, yanında değil hüda
İnancın da makberde, ufunetle solacak
Kendi canın değilse, tabii kolaydır feda
Vatan sağolsun derken, hep masumlar ölecek."
Lanet olsun bu da bi şeye benzemedi…
(2008)
Düşünmeye çalışıyorum!
Tamam al havlumu, şurda ve yerleri ıslatma lütfen
Ben de bilmiyorum neden,
Saçma alışkanlıklar işte
Kalan, eski ilişkilerden.
“Sığ kuyularda boğulan, derin konuşkanlıklardık,
Dinlemezdik hiçbirimiz, diğerinin maviliğini
Hatırlamıyorum şimdi sanırım hatırlarız sandık
Gerçekte var olmayan”
Alt çekmecede.
Mümkünse banyoda kurut saçlarını
Evet, kurutma makinesı nefret edicisiyim
Galiba saçlarından da nefret etmemek için
Uğraş vermeliyim.
“Doğrulara inandık.
Duvarlardı sırtımızda, duvarlardı her zaman.
Işık geçirmeyen evren, aydınlanmayan mekan.
Ne pencerelerimizde yağmur damlaları var,
Ne de açık kapılardan”
Hayır ilgilenmiyorum doğudaki savaşla
Hayır onlar şehit değil anlamıyorsun
Dinle, ben çok mu mutluyum sanıyorsun
Sadece bazen mantıksız ölmek, yaşamak için
“Giren yeni bir bahar.
Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...
Toprak için savaşıp, sonra toprak oldular...”
Allah kahretsin
Kafamı karıştırıyorsun her defasında.
“Toprak için savaşıp sonra toprak oldular,
Sabah erken kalkıp çizgi film izleyen çocuklar.
Gözlerinde şaşkınlık, titrek avuçlarından,
Son dualar, son küfürler geçti silahlarından.
Yarın bir başka gündü, bezgin bekirler sağlam.
Bütün başlar sağoldu, ölü yakınlarından.
İlk öpücük, ilk bira, ilk ihanet, ilk yara
Artık bir mazi oldu, toprağa dolduğundan.”
Hayır.
Bilmiyorum adapte olamıyorum bir türlü.
Yani fikir güzel aslında ama
Bu konuda şiir yazmak değil
Küfür etmek istiyorum
Evet var biraz
Evet asabiyim
Ne zaman gideceksin?
Tamam çabuk çık
Nasıl istersem öyle konuşurum
Peki, siktir git.
Tamam gelme...
"En taze rayihanda, sır olacak son veda
O sevimsiz rüzgarlar, vadilerde kalacak
Hemen unutacaklar, ne bir ses, ne bir seda
Adın bazen sevgilinin gözlerine dolacak
Ve giden yalnız sensin, yanında değil hüda
İnancın da makberde, ufunetle solacak
Kendi canın değilse, tabii kolaydır feda
Vatan sağolsun derken, hep masumlar ölecek."
Lanet olsun bu da bi şeye benzemedi…
(2008)
28 Mart 2012
Cur etiam hic es?*

Serin kumların arasından akarken hatıralar, o seyahatin izlerini daha çok hatırlayacaksın. Ne olursa olsun güzel bir balayı idi değil mi? Hep öyle olur... Sonra aldatılmanın nasıl hissettirdiğini sana soramadıklarında, onlara nasıl hissettiğini söyleyemeyeceksin. Çünkü sen... öyle biri... değilsin. Hadi ama gül biraz, kim bilebilirdi, aslında başka dillerde konuştuğunuzu.
Parmağına taktığın her şeyi kafana takmamalısın çünkü, biz erkekler daha değişik izlerden hoşlanıyoruz. Mumları yakıp, gece karanlığında, o şarkıyı söylemeye başladığında en azından diğer kadını düşünmek için daha az fırsatımız olacak. Sonra titrek ışıkta, en güzel gülüşünü gösterdiğinde, tamamen unutacağız onu. Gözün aydın. Bu gece de seniniz. Bu gece de... sen bizim için çırpınmaktan sıkılana kadar.
*: Neden hala burdasın?
24 Mart 2012
İki
...
- Hadi bitir de, çay koyuyum
+...
- Çok mu demli oldu?
+ Yok iyi.
- Şeker?
+1 kaşık
- Şekerli içerdin eskiden?
+ Azalttım artık.
...
- Maviyi fazla mı kullanmışsın?
+ Ya, ışık arkadan gelirken, renkler patlamaz. Tuval üzerinde de maviyi az kullanınca, gölgelendirme eksik kalıyor. Işığın açısı karışır o zaman.
- Sen daha iyi bilirsin tabii. Adı ne olacak bu tablonun?
+ Sen koymak ister misin?
- Gerçekten mi?
+ Neden olmasın?
- Hmm... Huzur nasıl?
+ Güzel. Huzur olsun o zaman. Ama huzur olması için bir kaç ilişki çıkarmam gerekiyor geçmişten.
- Çıkarmadan olmaz mı?
+ Olur ama bozulur sonra. Sonra düzelir belki ama huzur bi kere bozuldu mu, yerine konan şeyde şüphe de olur.
- Huzurun içinde şüphe olmaz mı?
+ Olur. Hem birinden şüphe duyarken, hem yanında huzurlu olabilirsin. Ama aşık olman gerek bunun için.
- Aşık değil misin?
+ Şüpheyi kaldırabilecek kadar değil.
- Hiç şüpheyi kaldırabilecek kadar aşık oldun mu?
+ Oldum.
- Nasıl bir histi?
+ Güzel bir şey değil. O denli aşık hallerimi sevmem ben. Konuşamayan, gülemeyen, düşünemeyen bi salağa dönüşürüm. Bu mavi böyle iyi.
-...
+ O his de güzel aslında.
- Hangisi?
+ O ilk zamanlar hani. Elini nereye koyacağını, cümleyi nereye bağlayacağını bilemediğin ilk zamanlar.
- Yaşadın mı yakın zamanda.
+ Yaşadım tabii.
- Birine aşık oldun yani?
+ Oldum.
- Sonra ne oldu?
+ Sonra geçti.
- Bir hastalıkmış gibi konuşuyorsun.
+ Öyledir zaten.
-...
...
-Çayın soğuyacak.
+Soğusun. Sıcak içemiyorum zaten.
...
- Hep bu şarkıyı mı dinlersin, resim yaparken. Ne zaman yanına gelsem bu çalıyor.
+ Evet. Kafamı boşaltıyor bu.
- Adı ne demiştin?
+ Light's theme diye geçiyor. Bi animeden.
- Hiç izlemedim anime.
+ Ben de.
...
- Dolduruyorum.
+ Yok ben almıyım.
- Bitti zaten, sonu bu.
+ İyi bakalım.
- ...
+ Bir kaşık daha koysana.
...
- Hadi bitir de, çay koyuyum
+...
- Çok mu demli oldu?
+ Yok iyi.
- Şeker?
+1 kaşık
- Şekerli içerdin eskiden?
+ Azalttım artık.
...
- Maviyi fazla mı kullanmışsın?
+ Ya, ışık arkadan gelirken, renkler patlamaz. Tuval üzerinde de maviyi az kullanınca, gölgelendirme eksik kalıyor. Işığın açısı karışır o zaman.
- Sen daha iyi bilirsin tabii. Adı ne olacak bu tablonun?
+ Sen koymak ister misin?
- Gerçekten mi?
+ Neden olmasın?
- Hmm... Huzur nasıl?
+ Güzel. Huzur olsun o zaman. Ama huzur olması için bir kaç ilişki çıkarmam gerekiyor geçmişten.
- Çıkarmadan olmaz mı?
+ Olur ama bozulur sonra. Sonra düzelir belki ama huzur bi kere bozuldu mu, yerine konan şeyde şüphe de olur.
- Huzurun içinde şüphe olmaz mı?
+ Olur. Hem birinden şüphe duyarken, hem yanında huzurlu olabilirsin. Ama aşık olman gerek bunun için.
- Aşık değil misin?
+ Şüpheyi kaldırabilecek kadar değil.
- Hiç şüpheyi kaldırabilecek kadar aşık oldun mu?
+ Oldum.
- Nasıl bir histi?
+ Güzel bir şey değil. O denli aşık hallerimi sevmem ben. Konuşamayan, gülemeyen, düşünemeyen bi salağa dönüşürüm. Bu mavi böyle iyi.
-...
+ O his de güzel aslında.
- Hangisi?
+ O ilk zamanlar hani. Elini nereye koyacağını, cümleyi nereye bağlayacağını bilemediğin ilk zamanlar.
- Yaşadın mı yakın zamanda.
+ Yaşadım tabii.
- Birine aşık oldun yani?
+ Oldum.
- Sonra ne oldu?
+ Sonra geçti.
- Bir hastalıkmış gibi konuşuyorsun.
+ Öyledir zaten.
-...
...
-Çayın soğuyacak.
+Soğusun. Sıcak içemiyorum zaten.
...
- Hep bu şarkıyı mı dinlersin, resim yaparken. Ne zaman yanına gelsem bu çalıyor.
+ Evet. Kafamı boşaltıyor bu.
- Adı ne demiştin?
+ Light's theme diye geçiyor. Bi animeden.
- Hiç izlemedim anime.
+ Ben de.
...
- Dolduruyorum.
+ Yok ben almıyım.
- Bitti zaten, sonu bu.
+ İyi bakalım.
- ...
+ Bir kaşık daha koysana.
...
19 Mart 2012
İyi Geceler
Ğ ile başlayan kelimeler istiyorum
Eminim, insanlığa ait onlar da.
Kir tutmaz ellerim semaya açıldığında
Tanrıyı görmeyi çok isterdim
Ama benim suçum değil, inançsızlığım
Görünmekte beceriksiz bir tanrınız var.
Sonra ölüm ve aşkın elele yürüdüğü
bir deniz kıyısında, kıymıklar batıyor elelelere
en son ne zaman aşık olduğun erkeğin elini tuttun?
hah, o yüzden mutsuzsun işte.
Kıvırcık saçlılığın esmerliğine düşerken
Gözlerinin küçük olması sadece kötü talih
Kaldı ki Light'ın karaladığı ölüm defterine
Adın yanlış harflerle yazılmış.
Farkındasın belki en yalnız anların bile
Bir başkasının hayallerinde uçuşmakla meşgul
O seni düşünerek dokunacak kendine
Sen onu düşünmeden uykuya dalacaksın
Sonra saçma sapan yataklarda uyanıp
Saçma sapan içkileri karıştırıp
Saçma sapan hikayelerde kalan
O gereksiz insan olacaksın
O gereksiz insan olmak bar taburelerinde
Her defasında daha yüksek volümlü
Ve daha malt kokulu hıçkırıkların
İtici olmaya başlıyor iyiden iyiye
Olmak istediğin insan olamayacaksın
Yanında huzur bulduğun insanın
Olmanı istediği insan olacaksın
Ve sonra tv'de yeni bir dizi başlayacak
Özledim demenin manası yok
Hele hele bunu kendine söylemenin hiç, hadi
Güzel bir rüyaya ulaşsın uykun
Güzel bir sabaha görünsün tanrın
Eminim, insanlığa ait onlar da.
Kir tutmaz ellerim semaya açıldığında
Tanrıyı görmeyi çok isterdim
Ama benim suçum değil, inançsızlığım
Görünmekte beceriksiz bir tanrınız var.
Sonra ölüm ve aşkın elele yürüdüğü
bir deniz kıyısında, kıymıklar batıyor elelelere
en son ne zaman aşık olduğun erkeğin elini tuttun?
hah, o yüzden mutsuzsun işte.
Kıvırcık saçlılığın esmerliğine düşerken
Gözlerinin küçük olması sadece kötü talih
Kaldı ki Light'ın karaladığı ölüm defterine
Adın yanlış harflerle yazılmış.
Farkındasın belki en yalnız anların bile
Bir başkasının hayallerinde uçuşmakla meşgul
O seni düşünerek dokunacak kendine
Sen onu düşünmeden uykuya dalacaksın
Sonra saçma sapan yataklarda uyanıp
Saçma sapan içkileri karıştırıp
Saçma sapan hikayelerde kalan
O gereksiz insan olacaksın
O gereksiz insan olmak bar taburelerinde
Her defasında daha yüksek volümlü
Ve daha malt kokulu hıçkırıkların
İtici olmaya başlıyor iyiden iyiye
Olmak istediğin insan olamayacaksın
Yanında huzur bulduğun insanın
Olmanı istediği insan olacaksın
Ve sonra tv'de yeni bir dizi başlayacak
Özledim demenin manası yok
Hele hele bunu kendine söylemenin hiç, hadi
Güzel bir rüyaya ulaşsın uykun
Güzel bir sabaha görünsün tanrın
26 Ekim 2011
Bir Denizkızıyla Sevişmek

Yakamozla, ayın şavkının aynı şey olmadığını bilenler anlamaz, cehaletin getirdiği mutluluğu. O anı doya doya yaşamak için verebilir oysa her şeyini, diliyle pulların üzerinde gezinen bir alim. Bilmek, işe yaramıyor -ki en azından- zevk almak için altındakinin ne olduğuna bakmamalı...
Nisan 2007 - İzmir
24 Ekim 2011
Trenler

trenler geçiyor canım
ve sen ıslaksın hiç olmadığın kadar
uzan dizime başlasın şu aksak ritmli şarkı
başlasın ve hikayeme başlayayım sonunda...
kıvırcık saçlarıyla bir kadın
en sevilesi haliyle yakmış sigarasını
ateş dışında, duman içinde
ve her haliyle namussuz, her haliyle aldatan
Aralık kapında
her beklendiğinde gelen bir bahara açmış kucağını
duruyor yolun ortasında
ağlama,
yağmurların sabredecek, kaybedecek gözyaşlarını
(bira kapaklarından yapılan minarelere çıkıp
ezanlar okuyan çocuk yaşta imam
takkesini düşürür de rüzgarda
allah alır götürür, kuş yapar, uçak yapar onlardan
is kokusuyla bir çipura yersin
dersin bu ne böyle tavuk mu balık mı belli değil!?
dert etme eninde sonunda
hiç sevmediğin bi adam yatacak
bu gece yanında)
keman sesleri ruhuna verir özgürlüğü
en büyük aşk yayların tellere dokunuşudur
en garip gece küçük bir öpücükle başlar unutma
sen de dinlediğinde iç gıcırtısıyla donuklaşmış
küçük burunlu hayallerin peşindeki şarkıyı
anlayacaksın tıpkı benim gibi
güneşten geldik aslında.
seyahatim gözlerine değil
ve fotoğrafta çok yeşil çıkmış ağaçlara
dadanmak da yok.
ayakkabılarını hep çok sevdim
bana doğru yürümeyen adımların dışında
neyse boşver bunları ve gülümse
en azından daha yakışıklı
bir adam yaklaşacak yanağına
sonra en dar pantolonlu hayallerimle
ki düğmeler bile sıkı sıkıya kapalı
(ancak feryattalar özgürlük şarkılarıyla)
sesin duyulur bazen
sesin
halbuki ne basittir
cümleler kurman yakınındaki bir insana
sonra derler okyanus kenarında
biliyor musun hiç de büyük değilmiş aslında
hiç de büyük değilmiş
binalar, insanlar, şu okyanus
hiç de büyük değilmiş şu kadarcık hayal gücüm yanında
trenler geçiyor canım
trenler geçiyor içimdeki en kutsal mabedin hemen yanı başında
trenler geçiyor
bu bahardan, başka bir bahara...
Aralık 2010 - İzmir
4 Eylül 2011
5 Mayıs 2011
5 Nisan 2011 - meet me in montauk yayını - Sourberry
beirut - the penalty
küçük iskender - üvey arkadaş (şiire ulaşmak için)
amy lee feat. seether - broken
yayın kaydını dinlemek için
küçük iskender - üvey arkadaş (şiire ulaşmak için)
amy lee feat. seether - broken
yayın kaydını dinlemek için
4 Mayıs 2011
Cellat
Ve daha çok öldürmek için,
-alırdı tüm ödülleri...
Ve her ödül miladıydı,
yeni bir cinayetin...
Hiç sevilmedi...
ama sevilme ihtimaliyla yaşadı hep...
Evet, her gecenin sonu sabahtı belki,
lakin onun da ödevi,
tıpkı diğerleri gibi,
ertesi sabahı görmekti...
Kan kokardı elleri...
Kırmızıydı hiç istemeden...
Korkaktı hem de,
beklenmeyecek kadar kendinden...
Ona teşekkür ettiler,
o linç edilmeyi beklerdi...
Ocak 2006- Erbaa

-alırdı tüm ödülleri...
Ve her ödül miladıydı,
yeni bir cinayetin...
Hiç sevilmedi...
ama sevilme ihtimaliyla yaşadı hep...
Evet, her gecenin sonu sabahtı belki,
lakin onun da ödevi,
tıpkı diğerleri gibi,
ertesi sabahı görmekti...
Kan kokardı elleri...
Kırmızıydı hiç istemeden...
Korkaktı hem de,
beklenmeyecek kadar kendinden...
Ona teşekkür ettiler,
o linç edilmeyi beklerdi...
Ocak 2006- Erbaa

Gebe
3 Mayıs 2011
10 Aralık 2010
So
Elleri titremekte, gözler direksiyonda
Bir teker döndü sonra, bir ağaç geçti yandan
Ne çok rüya yaşandı, mutlu muyum ne hâlâ!?
Ve radyoya uzandı, ve vazgeçti ardından.
Gözleri ağlamaklı, elleri saçlarında
Uzandı yatağına, bir adam geçti camdan
Tanrım gitti sonunda, mutlu olsa ne âlâ!
Gitme demesi beklenmez ki, gururlu bir kadından.
8 Aralık 2010
Aaaah!
Olmuş dazz javulcusu, vuruyor yağmur cama
Bir ritmdir tutturmuş, bakmıyor alkışlara
Aman toprak da kokmuş! sikinde mi rüzgarın
Ben eseyim bir çırpı, çok işim var akşama
Bak buna şimşek deriz, dibi çatlar korkudan
Sonra ben güçlü kadın, perdeleri as önce
Tutturmuş monogami, söylemez ki doğrudan
Ben ateist değil, tanrı'ya gıcığım sadece...
Bir ritmdir tutturmuş, bakmıyor alkışlara
Aman toprak da kokmuş! sikinde mi rüzgarın
Ben eseyim bir çırpı, çok işim var akşama
Bak buna şimşek deriz, dibi çatlar korkudan
Sonra ben güçlü kadın, perdeleri as önce
Tutturmuş monogami, söylemez ki doğrudan
Ben ateist değil, tanrı'ya gıcığım sadece...
28 Ekim 2010
Kökler ve Okyanus 3) Mutluluk
Ilık rüzgar yaprakları okşayarak yoluna devam ederken, sonbaharın bu son günlerinde beklenmedik bir şey vardı havada. Mutluluk. Hava güneşliydi, küçük bulutlar topak topak gökyüzünde, hayalperest bir çocuğun kendilerini bir kuzuya benzetmesini bekliyorlardı. Kuş cıvıltıları havaya bir ahenk katıyordu. Birkaç güne güneye göç etmeye başlayacaklardı ve tüm hünerlerini son defa bu topraklara sergileyip, sonraki ilkbahara kadar kendilerini olabildiğince özletmeye çalışıyorlardı. Mavi bi kuş, geldi kondu Bian’ın dallarından birine. Kendini temizledi. Mükemmel bir şarkı söylemeye başladı. Sanırım okyanuslar ve küçük bir istiridyeyle alakalı. Birden tüm kuşlar sanki dikkat kesilip onu dinlemeye koyuldu. Esen hafif rüzgar mavi kuşun tüylerinden geçerken hafiften dağıtıyor, bu da zaten güzel olan sahneyi çok daha çekici yapıyordu. Bian mutluluktan birkaç yaprak döktü. Sonra hep birlikte bu yaprakların yavaş yavaş yere düşüşünü izlediler. Bir seramoni gibi. Tıpkı çok aşık olduğu ama bir türlü açılamadığı genç kız sokakta yürürken, apartmanın 4. katından fark edilmeyeceğinden emin bir şekilde onu izleyen genç bir erkek gibi. Yapraklar durumdan memnun, biraz da gösterilerini ağırdan alarak bitirdiler. Şayet ağaçların elleri olsaydı, mavi kuşun şarkısından sonra gelen bu sahneyi çılgınca alkışlayarak onurlandırırlardı. Bugün selurt bile gayet mutlu görünüyordu. Üst dallarından birinde muhabbete dalmış iki kuşu dinliyordu. Kuşlardan biri diğerine nick cave’in leonard cohen’den çok daha iyi bir şair olduğunu iddia ediyor, ve kanıtlarını uzun uzun anlatıyordu. Tabii ki bu bir saçmalıktı. Ama selurt yine de mutluydu çünkü müziği severdi. Müzik hakkında konuşan kuşlarıysa daha çok severdi. Güneş yavaş yavaş ısıtırken sert vücutlarını, tüm ağaçlar bir ağızdan nefes alıp veriyordu. Yeşil ve sarının tüm tonlarının yeraldığı bu gösteriden sıkılmanın imkanı yoktu ki. Şimdi de, bir kırlangıç başladı şarkı söylemeye ve bu sefer tüm orman onu ve arkadaşlarını dinlemeye koyuldu. Huzur dolu geçen iki dakika sonunda hızla bir araba geldi ve parketti hemen ormanın kenarında. “çık lan dışarı” dedi bir erkek sesi. Ağzına bir şey tıkıldığı için böğürmekten başka hiçbir şey yapamayan kadını dışarı attı arabadan. Ardından kendi de çıktı ve saçlarından ormanın içine doğru sürükledi. Tüm kuşlar sustu ve tüm ağaçlar gözlerini kapattı. “amına koduğumun orospusu” dedi adam. Kadının kafasını ağaçlardan birine vurdu. Kadının burnu kırılırken çıkarttığı ses doldurdu tüm ormanı. “bekle lan burada” dedi. Tam dönüp gidecekken, kaçmasından mı korktu bilinmez geri döndü ve kadının bacağını tüm kuvvetiyle 4-5 defa tekmeledi. Bacak hiç fizyolojik olarak olması gerektiği gibi görünmüyordu artık. Zaten zayıf olan kadın ağlamaktan ve bağırmaktan bitap düşmüş, tüm gücünü nefes alıp vermeye harcıyordu artık. Korku dolu gözlerle adam arabaya doğru giderken onu izledi. Hayır kaçamayacaktı, hem de sırf bacağı iki yerinden kırık olduğu için değil, kaçmaya mecali kalmadığı için kaçamayacaktı. Ağlamaya çalıştı ama beceremedi. Bir şeyler mırıldanmaya çalıştı ama saçma bir ses yığını çıktı çünkü ağzında hala şu bez parçası vardı. Adam elinde bir baltayla geldi ve ilk savurduğu anda kadının suratını sol kulağının altından sağ gözünün ortasına kadar yarmıştı bile. Kan delice fışkırmaya başladı ve kadının suratı şu anda küçük kırmızı bir su birikintisinden başka bir şeye benzemiyordu. Sonra bir kez daha savurdu, bu sefer sol kolunu omzundan ayırmak için, ancak tam ayıramamış hala koltukaltından bi parça kas yığını kolunu tutuyordu. Bu sefer tam boynundan isabet ettirdi ve kadının kafası vücudundan bi 10 santim uzağa fırladı. Miniminnacık kadında ne kadar çok kan vardı. Tekrar küfretti adam. Sonra baltayla kollarını ve bacaklarını kesti. Kadından geriye kalan küçük parçalar için fazla endişelenmedi. Sadece büyük parçaları alıp bi torbanın içine koydu ve bir çukur kazdı. Torbayı toprağın içine fırlattı. Dikkatsizce deliği kapattı ve koşarak arabasına gitti. Bir-iki dakika içinde arabayı çalıştırdı ve geldiği yöne doğru uzaklaşıp gözden kayboldu. Ağaçlar gözlerini hiç açmadı. Kuşlar hiç cıvıldamadı. Ilık ve narin rüzgar yaprakları okşarken ağaçlar arasında bir şok kasırgası vardı. Anlamsız bir fısıltı duyuldu. Kış gelmişti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

